Mayıs 12th, 2013
feelindarainbow

Çok ağır yokluğunda hayatta kalmak, sert rüzgarları göğüslemek…

Sonbahar’da dalında düşmüş bir yaprak misali, savruluyorum oradan oraya.

Ancak sen yanımda olduğunda, daha sağlam basabiliyorum, daha iyi görebiliyorum.

Son 4 yıldır fazla yanımda olamasan’da, hergün telefon’da sesini duymak tatlısert bir histi, acıtıyordu ancak üzmüyordu, ta ki bugune kadar… Yanımda olmayışın hiçbir zaman canımı bu denli yakmamıştı…Eğer bir gün öleceksen, bunu benden sonra yap olur mu canım annem. Seviliyorusun. Çok özlendin…İyi ki varsın…Her zaman ruhumdasın…

Nisan 30th, 2013
feelindarainbow

Ça marche pas encore. Alors respire et ne vois pas à la passé. C’est le temps de renaissence. N’oublie pas…

Nisan 24th, 2013
feelindarainbow
A single person is missing for you, and the whole world is empty.
Joan Didion, The Year of Magical Thinking (via bookmania)
Book Mania! kullanıcısından yeniden blogladı
Nisan 23rd, 2013
feelindarainbow

Gülüslerim ve tebessümlerim, gözyaslarimi saklayan agir isçilerdir…

Nisan 23rd, 2013
feelindarainbow

Mesela bazen bakiyosun…ve bakmakla kaliyosun…karsidakinin gozlerinin icine dik dik bakarak cesaret vermeye calisiyosun. Tek mesaj hadi salak kalk o yerinden ve buraya gel. Birseyler soyle. Saçmalasan bile yeter. Ama hayir. Bakmakla kaliyosun ve sonra hersey bitiyor. Neyden mi söz ediyorum. Sayin Istanbullular anladi bence. Toplu tasima asklari…

Nisan 18th, 2013
feelindarainbow

lgbtgivesmehope:

[Poster reads, ‘Nos amours sont plus fortes que votre haine’ (Our love is stronger than your hatred)]

(Kaynak: savagesyndrome)

LGBTQ* givesmehope kullanıcısından yeniden blogladı
Nisan 2nd, 2013
feelindarainbow

?

Nedensiz bir melankoliya da buluyorsun yine kendini. Ağır ağır geliyor tüm geride bıraktıkların üzerine. Sebepsiz yere düşünüyor ve hayal ediyorsun, hiç tanımadığın bir ruhu hiç tanımadığın bir bedende ve sebepsiz yere sorguluyorsun, mantık zinciri dışındaki, sebep - sonuç ilişkilerini, amaçsız ve yorumsuz. Peki neden? Kendine acı çektirmek istediğinden mi? Yoksa paranoyak ruhunun bir getirisi mi? Aşksız, havasız ve eylemsiz bir bitkisel hayatın içinde buluyorsun kendini ve sonra ışığa bakıyorsun, güneşe, gök yüzüne, kendine…Hayatın ta kendisine… Unutulmaz bir son olmalı unutma! Ardında bıraktıklarına, yıllarca ve yıllarca psikolojik acı çektirmeli…

Mart 9th, 2013
feelindarainbow

Lettre à ma fille.

Comme tous les matins, t’es passé devant ce miroir,
ajusté ce voila sur tes cheuveux qui devra tenir jusqu’à ce soir.
Tu m’as dit au revoir d’un regard, avant de quitter la maison.
Le bus t’emmène à la fac où tu te construis un horrizon.

Je suis resté immobile, j’ai pensé très fort à toi.
Réalisant la joie immense de te voir vivre sous mon toit.
C’est vrai, je ne te l’ai jamais dit-ni trop fort, ni tout bas,
mais tu sais ma fille chez nous, il y a des choses qu’on ne dit pas.

Je t’ai élevée de mon mieux et j’ai toujours fait attention
à perpétuer les règles, à respecter la tradition.
Comme l’ont faits mes parents(crois-moi sans riposter)
comme le font tous ces hommes que je croise à la mosquée.

Je t’ai élevée de mon mieux comme le font tous les nôtres
mais étais-ce pour ton bien? Ou pour faire comme les autres?
Tous ces doutes qui apparaissent et cette question affreuse:
c’est moi qui t’ai élevée, mais es-tu seulement «heureuse»?

Je sais que je suis sévère, et nombreux sont les interdits.
Tu rentre tout de suite après l’école et ne sort jamais le samedi,
mais plus ça va et moins j’arrive à effacer cette pansée:
«Tu songes à quoi dans ta chambre quand tes amis vont danse?»

Tout le monde est fier de toi, t’as toujours été une bonne élève,
mais a-t-on vu assez souvent un vrai sourire sur tes lèvres?
Tout ça je me le demande, mais jamais en face de toi.
Tu sais ma fille chez nous, il y a des choses qu’on ne dit pas…

Et si on décidait que tous les bien pensant se taisent?
Si pour un temps on oubliait ces convenances qui nous pèsent?
Si pour une fois t’avais le droit de faire ce que tu veux,
si pour une fois t’allais danser en lâchant tes cheveux…

Je veux que tu cries, et que tu chantes à la face du monde!
Je veux que tu laisses s’épanouir tous ces plaisirs qui t’inondent.
Je veux que tu sortes, je veux que tu rises, je veux que tu parles l’amour.
Je veux que tu aies le droit d’avoir 20 ans.
Au moins pour quelques jours…

Il m’a fallu du courage pour te livrer mes sentiments,
mais si j’écrits cette lettre, c’est pour que tu saches, simplement
que je t’aime comme un fou, même si tu ne le vois pas.
Tu sais ma fille chez nous, il y a des choses qu’on ne dit pas…

Şubat 15th, 2013
feelindarainbow

Pesimistik dilemma ve paradigmaların analitik sorgulamaları.

Yoğun ve yorucu bir günün ardından, parkda ki banka oturdu ve, gecenin sessizliğini, mevsiminin soğuğunu çekti içine.
Yeniden hissedebilmek ne kadar tarif edilemez bir duyguydu. Bir et parçasına sıkışmış ruhunun sessiz çığlıkları sona ermişti artık.
Yeniden hayat dolu hissedebiliyordu, ama bir eksik vardı. Kendine bile itiraf edemediği, itiraf dahi etmek istemediği
bir eksiklik.Yok kavramının ana tema olduğu hayatının yarısı çokdan geride kalmış olsa da, bu kelimeye karşı
tedirginliği dinmiyordu. Aslında, korkuyordu! Onun yokluğundan korkuyordu. İsteklerin ve eylemlerin geri dönüşümü,
yanıltıcı ve izafi oluyordu ama o bunu ağır ödüyordu. Kentin en kalabalık yerinde bile, yalnız hissediyordu.
Yabancı hissediyordu, çünkü tekdüzeleşmiş bir standart da devam eden yaşam bilinci, onun kalıbına oturmuyordu.
Başkaydı işte, bambaşka. Belki bir programlama hatası, belki de yerküre de bir bad sektör. Bunları geride bırakalı,
sınıflandırmaya çalışmakdan vazgeçeli çok olmuş olsa da, yine de, aklından geçmesine engel olamıyordu.
Onun yokluğunda,hayat bir süreliğine durmuş, şimdi de geriye doğru akıyordu sanki. Düşünmeden de edemiyordu,
sonucu ne olacak, hiçlik mi? Geldiği yere geri dönemezdi sonucunda. Yok olup gitme düşüncesi biraz rahatlatıyordu aslında.
Ama hayır, bir eksiklik vardı ve keskin kan kokusu gibi bunun farkındaydı. Görmezden gelemiyordu. Neden bu kadar boş hissediyordu?
Tersine akan zamanın ve hayatın ta kendisinin içindeki anılardan ibaret olan eski yeni hatıralar bir bir akıyordu, ama hepsi anlamsız geliyordu.
Atladığı birşeyler olmalıydı kesinlikle ve bunun ne olduğunu bulmalıydı. Yaktığı sigarasının dumanı kadar yoğun düşünselleri, ağır roman felsefesi
kadar sıkıcı olsa da, sefil yalnızlığının kekremsi çürük tadını atmalıydı ağzından, duygularından, hatıralarından.
Arabesk kadar dik ve keskin uçurum kenarındaki terk edilmiş kentler gibi, boş ve batık çağdaki yıkık katedrallerin mitolojisi kadar
anlamsız ve bir o kadar da bitkin hissediyordu. Herşey ne zaman başlamıştı ki? O hayatından tam olarak çıktığında.
Peki neden bu kadar ağırdı yokluğu? Kendisi terk ettiği içindi muhtemelen. Korkularının değişmez sonuçlarını kabul edemediği için mi bu hale gelmişti? Peki ya hayatı ne zaman bu kadar sorgulanabilir olmuştu kendince. Şimdiye kadar yaptıklarından ve yaşadıklarında asla pişman olmamış zavallı bir adamın kendine karşı sorgulamasıydı bu. İtiraf edilememiş pişmanlıkların ve yarım kalmış yaşanmışlıkların analitik sorgulamalarıydı. Bitecekmiydi peki? Zaman gösterecekti…

Şubat 13th, 2013
feelindarainbow

MD’ye Mektuplar…

Söyle sevgili, bitirdiğin yaşanmışlıklardan mutlumusun şimdi?

“Yaşadığım fanusu kırdım, artık daha geniş bakabiliyorum” derken, sadece daha geniş bir akvaryuma geçtiğinin farkındamıydın.?

Habitat aynı, alan farklı. Çok yanıltıcı!

Alışmakdan korktuğun için, dokunmakdan vazgeçtiğin bedenlere bir yenisi daha eklendi işte. 

Minimal mutluluk kavramını, bulamamış olsanda, cesaretinin olmadığını kendine itiraf edebildin mi?

Aradan tam 1 ay geçti. Yokluğun hala acıtmaya devam etse de, senden bulaşan pesimizmi atmayı başardım yine de.

İlk günlerin aksine, keşkeleri çıkarıp, iyi ki yaşanmış diyebiliyorum. Çünkü geçirdiğim güzel zamanlar halaa içimde biryerlerde..

Peki ya sen? Bu kadar çabuk mu unuttun, yoksa korkunun esiri olarak, unutmuş taklidi mi yapıyosun?

Belki cesaret eder de bir mesaj atar diye, telefon numaranın halaa kayıtlı olduğunu biliyormusun?

Yoksa çekmek istediğin o kavanoza sığamadığım için halaa beni mi suçluyosun?

Geçkalmışlıkların pişmanlıkları omuzlarında birer yük iken halaa, 

senin için sırtlanmama izin vermediğin bu olgulara, artık nasıl bakıyosun?

Bir “Merhaba” ile başlayan herşey, çözülmemiş herşey, yarıda kalmış herşey, tamamlanmamalı mı sence? 

Evet, sevmezsin sen, sonsuz döngüleri, ya da tamamlanmamış projeleri.

Dikkat ettiğin o dil bilgisinden, noktalama işaretini koymanın zamanı çoktan geldi.

Son bir cesarete ne dersin?

Beklenmektesin…

Loading tweets...

@FeelinDaRainbow

Beğendiklerim

Dil bilimci, French and English teacher. Lgbtt savunucusu...Renkli ve sosyal kişilik. Dikkat yasal uyarı; homofobikler uzak dursun! Bu blog garip ruh halimin kendini dışa vurumudur. Her an herşey çıkabilir...

Networks

Takip ettiklerim